Baskı Propagandası ve Tarihi Seyri
Bugünü dünden anlamak, yarını bugünden planlamak gerek. Siyasal gelişmeler, sosyal hareketler, politika, uluslararası siyaset gibi alanları yorumlarken düşünce sistematiğimin temelinde olan bir mottodur bu.
Malumunuz olduğu üzere Türkiye sosyal ve siyasal alanda gene büyük bir değişim yaşıyor. Siyaset uzmanları, kıymeti kendinden menkul stratejistler (!) profesyonel politikacılar ve özellikle muhalif aydınlar bu değişimi değerlendirirken kavramı eğip bükmekte ve ana ekseninden kaydırmakta pek bi mahirler.
Öncelikle bu değişimin neler olduğunu biraz değerlendirelim.
Osmanlının çöküşünün hızlandığı yıllarda ortaya atılan Tanzimat ve Tanzimat'ın icat ettiği kurumlar, Türk milletinin tarihi köklerinden kopuk, milletin değerleri ile taban tabana zıt "Batıya benzeme politikası" güden kurumlar olduklarından, halkla olan kopuklukları artarak devam etti. Cumhuriyetin ilanı ile şekil değiştiren ancak ana felsefesinden kopmayan bu müesseselere atananlar, halka hizmetten ziyade halkı ıslah(!) gayesi güden ve kendinde bu haddi hak olarak gören oligarik bir yapı kurdular. Bu, kendine "halkı ıslahı hak" olarak gören kitle, seçimle gelen idarecilerle yıllarca barışmadı ve devletin ana gücünü halka terk etmedi. Ne zaman ki Cumhuriyetin ana omurgasını oluşturan siyasi partiler; mevcut despotik yapının istemediği bir başarı ile seçimlerde iktidara geldi, bu yapılar önce iktidarı çalıştırmama ve yıldırma politikası izledi, bu da yeterli gelmezse darbelerle halkın iradesine ket vurdu. Çünkü onlar halkı ıslah ile memurdular ve seçimler ise ancak onların istediği şekilde sonuçlanırsa demokratikti. Bir bakıma "bu halka demokrasi fazla" idi. Peki son 20 yılda yaşanan değişim nerede? O da şurada; seçimle halkı temsile ve idare etmeye görevli siyasal yapı; müesses nizamın emrinden çıkarak aslına uygun vazife ve yetki haklarına geri döndü. Bu yolda belki bazı sancılar yaşandı, bir takım hatalar yapıldı ancak son kertede yaşanan gerçek bu.
Haliyle müesses nizamdan beslenen kitleler ve bu yapının partileri yaşanan değişimden oldukça rahatsız. Ne de olsa kazanmadıkları seçimi atanmışlar sayesinde önemsiz kılabiliyorlardı. Kendileri iktidar değildi ama iktidarı yöneten kurumlar onlara aitti.
Geçtiğimiz günlerde halka beş yıllığına iktidarın kim olacağı ve kendisini kimin yönetmesini istediğinin sorulduğu bir seçim yaşadık. Bu seçim bazıları için eski seçimlerden çok daha önem arz ediyordu. Çünkü, seçimi kazanmadan iktidar olmanın yolları kapandı. Atanmışlarla seçilmişler birbiriyle kavgalı değil aksine herkes kendi sınırları içinde asli görevlerini yerine getirmekte. Seçimin sonuçları başka bir inceleme ve analiz konusu olduğundan beni asıl alakadar eden ve gene geçmişle bağ kurmamı sağlayan siyasal söylemlere bir bakıma geniş kitleler tarafından dillendirilen propagandaya bakalım.
Ruslar Orta Asya'da Türk varlığını dev bir canavar gibi yuttuktan sonra batıda Osmanlı ile karşı karşıya geldi. Osmanlı'nın gücünü hafifletmek ve kendi ideallerini gerçekleştirmek için halk arasında "Müslümanlar halka zulm ediyor, devlet Ortodoksların haklarını korumuyor" şeklinde propaganda yaptı. 1940 lı yıllarda aynı Rusya bu sefer Ortodoks ve Hristiyan merkezli sloganlarını Leninizm ve Marksizim ekseninde düzenleyerek, "hükumet gericileri koruyor, ilericilere eziyet ediyor" diye yaptı. Bu sözler sanırım çok tanıdık gelmiştir. Fakat bu sefer Rusya'dan değil, Avrupa ve ABD destekli muhalefetten geliyor. Ana mantığı "hükumet gerici, şeriat gelecek, hükumet baskı yapıyor (istibdat)" olan propagandanın sözleri ufak tefek farklılıklar gösteriyor. "Hükumet kazanırsa ülkeyi terk ederim, birisinin dördüncü karısı olmak istemiyorum, mini etek bile giyemeyeceksiniz, şeriat gelecek" Bu sözleri söyleyenlerin ekseriyeti oldukça samimi ve ülkenin geleceğini düşünen gençler olmakla birlikte maalesef yabancı kaynaklı güçlerin amaçlarına hizmet ettiklerinden habersizler. Çünkü öyle baskın bir propaganda yapıldı ki, belli bir yansıma duvarı (twiteer) çekim alanında kaldıysanız koca koca aydınların(!), sanatçıların bu sözleri inanarak defalarca söylediklerini görürsünüz. Tabi ki bu sözler ve propaganda aslında tek merkezden geliyordu...
Nasıl ki kurulan altılı masa Fransa'da toplanan Jön Türklerle benzerlik gösteriyorsa 2023 de yapılan siyasal propaganda da neredeyse 80 sene öncesi ile aynı. Gerçi bunun işaretini "kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet" diyerek de vermişlerdi. "Değişim" adı altında ve "baskı yapılıyor" diye yapılan propagandanın tarihi kökleri bunlar. Fakat gözden kaçan bir şey var. Artık halkın ekseriyeti bu baskı yapılıyor baskısına kanmıyor. Gerçekle örtüşmeyen, yabancı menşeili sosyal mühendislik hesapları bir kez daha alaşağı edilmiştir. Muhalif kesime en azından bundan sonraki seçimler için daha bir ayağı yere basan propaganda ve siyasi çalışmalar tavsiye ederim. Sizleri kandıranlar sizin tarihi bilmediğinizi biliyor olabilir ama bizim bildiğimizi bilmiyor.



Yorumlar
Yorum Gönder